İsmail Gaspıralı Sovyetler Birliği’nde Ancak 60 Yıl Sonra Aklanabildi

*


Prof Dr. Nadir DEVLET

Sonçağ Türk kültür tarihinin en ileri gelen simalarından İsmail Gaspıralı Bey’in ancak yarım asırdan fazla bir süre geçtikten sonra aklanmaya başlandığını öğreniyoruz. Bu aklanmayı da 1985′ te Sovyetler Birliğinde başlayan yeni siyasi gelişmelere borçluyuz. Dış dünya ile Türkiye�mize gelince Gaspıralı�ya ilmî ilgi her zaman mevcuttu. Bu ilginin göstergeleri olan çalışmaları aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

Yurtdışında İsmail Gaspıralı hakkında bugüne kadar iki doktora çalışması yapılmış bulunmaktadır. İlki Gustave Burbiel’in 1950 yılında Hamburg Üniversitesinde savunduğu Die Sprache İsmail Bey Gaspuraly’s (İsmail Bey Gaspıralı’nın dili) ise, ikincisi Edward Lazzerini’nin Washington Üniversitesinde 1973 yılında savunulan İsmail Bey Gasprinskii and Muslim Modernism in Russia, 1878-1914 (İsmail Bey Gasprinski ve Rusya’da Müslüman Modernleşmesi) konulu tezleridir. Ancak bu iki eserin basılamamış olması ciddi kayıptır. 1985 yılında �Society for Central Asian Studies'” adlı araştırma merkezi tarafından İsmail Gaspıralı’nın en mühim Rusça eserlerinden biri olan Russkoe Musulmanstvo (Rusya Müslümanları) adlı kitabının ikinci baskısının yapılması bu büyük kültür adamımıza verilen değerin mühim bir göstergesidir. Gaspıralı’nın bu eserinin ikinci baskısına önsözü değerli ilim adamı A. Bennigsen yazmıştı. İsmail Gaspıralı veya Kırım Türkleri ile ilgili batıdaki son neşriyat ise Edward Allworth�ın derlemiş olduğu Tatars of the Crimea. Their Struggle for Survival (Kırım’ın Tatarları. Hayatta kalmak için mücadeleleri) (Duke University Press, Durham-London 1988, 396 s.) adlı şümullü eserde bulunmakladır. �Columbia Üniversitesi Orta Asya Araştırmaları Merkezi İsmail Gaspıralı Vakfı�nın da katkılarıyla yayınlanan bu eserde Gaspıralı hakkında veya bizzat onun kaleme almış olduğu aşağıdaki yazılara ver verilmiştir:

� Alan W. Fisher, �İsmail Gaspırali, Model Leader for Asia (İsmail Gaspıralı, Asya’ya örnek lider)�, s. 11-26.

� Mahmut Hoca (Behbudi), “İsmail Bey Hazretleri ile sohbet”, Ayina sayı 49 (27 Eylül 1914) adlı makalenin İngilizce trc. s. 70-72.

� Şura dergisinin 21 (1 Kasım 1914). 22 (15 Kasım 1914), 23 (l Aralık 1914), 24 (15 Aralık 1914) sayılarından İsmail Gaspıralı hakkında yazıların İngilizce trc., s. 72-99.

� Edward J. Lazzerini, “İsmail Bey Gasprinski (Gaspıralı). the Discourse or Modernism and the Russians (İsmail Bey Gaspıralı: Modernleşme nutukları ve Ruslar)�, s 149-169.

� İsmail Gaspıralı, “Russko-Vostoçnoe soglaşenie: Mısli., zamietki pojeleniya (Rus-Şark münasebetleri, düşünceler, notlar ve beklentiler)”, Bahçesaray 1896, 20 s. Bu eserin İngilizce trc., s. 202-216.

Aslında Kırım Türklerinin son 20-30 yılda anavatan Kırım’a dönmek üzere sür­dürdükleri mücadeleyi işleyen araştırma, rapor ve makalelere yer verilen bu derlemenin takriben 1/5 bölümü İsmail Gaspıralı�ya ayrılmıştır.

Türkiye’ye gelince ise burada bu Türk büyüğüne ilginin bilhassa son yıllarda arttığına şahit olmaktayız. Bildiğim kadarıyla İsmail Gaspıralı ilgili yayınlanan ilk eser hemen vefatından sonra neşr edilen İsmail Bey Gasprinski Albümü (İstanbul 1334: 1915)’dür. îkincisi ise ölümünün 20 yılı dolaysıyla Cafer Seydahrnet Kırımer�in hazırladığı İsmail Bey Gaspıralı (İstanbul 1934, 248 s.) adlı eserdir. Bu kitaptan sonra Türkiye’de 53 yıl İsmail Gaspıralı ile ilgili, birkaç makalenin dışında, ciddî hiçbir araştırmanın yapılmadığını, Sovyetler Birliğindeki gibi Türkiye’de unutulmaya yüz tutuğunu görmekteyiz. Nihayet yarım asırlık bir süreden sonra, batıdaki ilgiye paralel olarak, Türkiye�de de İsmail Gaspıralı�nın şahsiyeti ve onun çağdaş Türk kültürüne, eğitimine, düşünce hayatına katkıları hususunda ilmî çalışmaların yapılmaya başlandığı ve bu konularda iki çalışmanın neşr edildiğine şahit olmaktayız. Bunlar ise sırasıyla Prof. Dr. Mehmet Saray�ın Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey. 1851-1914 (T.K.A.E. Yayınları, Ankara 1987, 146 s.) ile benim tarafımdan kaleme alınan İsmail Bey (Gaspıralı) (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988, 138 s.) adlı çalışmalardır.

İsmail Gaspıralı değerli bir fikir adamı ve yazar, kabiliyetli gazeteci, reformcu eğitimci, başarılı cemiyetçi ve aynı zamanda ılımlı-uzlaşmacı bir siyasetçi idi. En büyük başarıyı reformcu, Türkleri birleşmeye önerici onları aydınlatıcı fikir ve görüşleri yayma vasıtası olan Tercüman adlı gazetesini 35 yıl süreyle (1883-1918) yaşatabilmesi; ve Rusya Türklerinin çoğunluğuna usul-ü cedid veya yeni metodu benimsetmesi ile kazanmıştır. O ancak mensubu olduğu Kırım Türklerini değil, Rusya�daki bütün Türkleri diğer sahalarla birlikte kültür sahasında da Ruslarla eşit seviyeye getirmeyi maksat edinmiş, “Dilde, işte, fikirde birlik” diyerek de bütün bunlara ancak birlik yoluyla ulaşılabileceğine işaret etmişti. Sovyetler Birliğinde (Rusya’da) 1917’den önce yetişen Türk aydınlarının büyük çoğunluğunun İsmail Gaspıralı’nın fikir, görüş ve faaliyetlerinden etkilendikleri kabul edilen bir gerçektir.

Ancak Sovyetler Birliğine Bolşevikler hakimiyeti tam anlamda yerleştikten sonra, Stalin rejimle işbirliği yapan, rejimin sağlamlaşmasına yardımcı olan Türk aydınlarına dahi ihtiyacı kalmadığım düşünerek 1928’lerden itibaren büyük bir “temizlik'” hareketi başlattı. Türk aydın ve yöneticileri bir-biri ardından “burjuva milliyetçi” olmak suçlamaları ile ortadan kaldırıldılar. Aynı zamanda Türklerin geçmişteki bir hayli büyüğünü dile almak yasaklandı. İşte İsmail Gaspıralı da bu yasaklılar listesine dahil edildi. İkinci Dünya Savaşı esnasında Kırım’ın Alman işgaline uğrayıp daha sonra tekrar sovyet hakimiyetine geçince 18 Mayıs 1944’te  Kırım Türkleri topyekün sürgüne tabi tutuldular. Neticede değil İsmail Gaspıralı, Kırım Tatarlarının adlarının anılması dahi yasaklandı.

İsmail Gaspıralı ile ilgili bu yasaklama takriben 60 yıl, 1987 yılının Eylülüne kadar sürdü. Eylül 1987’de ilk defa olarak Gaspıralı’yı müsbet yönden inceleyen L. Klimoviç’in şümullü makalesi başta Zvezda Vostoka adlı dergide (1987, sayı 8) başta Rusça, daha sonra ise aynı makale Kırım Türkçesinde �Maarif Hizmetinde Turkiy tilde çıkkan ilk gazete ”Tercüman� ve onun naşiri Gasprinskiy hakkında” adıyla Lenin Bayrağı (sayı 109, 110 ve 111; 12, 15 ve 17 Eylül 1987) gazetesinde sonra Yıldız (sayı 6, 1987, s. 75-86) dergisinde yayınlandı. Bu makalenin üç değişik yerde neşrinden sonra, takip edebildiğim kadar, İsmail Gaspıralı ile ilgili Sovyetler Birliğinde oldukça uzun bir süre herhangi bir gelişme olmadı. Nihayet Şubat 1989’da onunla ilgili bu sefer Kazan�dan bir ses geldi. Bu konuyla ilgili gelişmeyi Tataristan Milli Miras Komisyonu ilmî sekreteri H. Mahmut(ov)�ın Sotsialistik Tatarstan adlı gazetede basılan haberinden öğreniyoruz. (Bk. H. Mehmutov, �Miras komissiesinde�, Sotsialistik Tatarıstan 16 Şubat 1989, s. 3). Adı geçen haberi, Rusya Türklerinin eski kültür merkezlerinden biri ve bugün Tatar Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti�nin başkenti olan Kazan’daki konuyla ilgili gelişmelere ve oradaki yorumlara ışık tutması bakımından aynen aktarmayı uygun buldum:

�Şubat ayında (1989) Kazan’da Ğ. İbrahimov adlı Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsünün Cumhuriyet ruhî miras komisyonunun genişletilmiş (genel) toplantısı yapıldı. Gündemde Tatar cemiyet-i hayriyelerinin faaliyetleri ve İsmail Gasprinski, onun ”Tercüman� gazetesi ile ilgili konular vardı. Güzel sanatlar doktor adayı H. Ğubeydull(in) ile filoloji doktoru İ. Nurill(in) in bu konularla ilgili birer konuşma yaptılar. Açılan tartışmalara çok kişi katıldı ve görüşmeler çok canlı geçti. Hayır cemiyetleri ta Bulgar devrinde (VI-VII. y.y�lar) mevcuttu. Ancak son dönemlerde bu nevi cemiyetler kurmak için resmî Rus makamlarından izin almak çok güç olduğu için ancak XIX. y.y.’ın son yıllarında ilk hayır cemiyetleri açılabilmişti. Bu tarihten sonra Petersburg, Moskova, Kazan, Ufa, Orenburg, Astrahan, Bahçesaray, Kasım, Uralsk, Troitsk v.b. şehirlerde kurulan, �cemiyet-i hayriyeler’ açlara, fakirlere, hayatın tokadını yemiş ailelere, bakımsız çocukların tahsili için yardım etmeye başladı.

1905 ihtilalinden sonra bu cemiyetlerin faaliyetleri bir hayli değişti ve onlar kültürel faaliyetlere de başladılar. Kult (Stalinizm) ve durgunluk (Hruşçov ve Brejnev) devirlerinin tesirinde hatta ana dilini kaybetme tehlikesi île karşı-karşıya kalan Tatarlar yeniden şuurlanmaya başladı. Kazan’da �Tatar İçtimaî Merkezi�, �Mercanî�, ”Ana vatan�, “Bulgar�, �el-Cedid�, �Şefkat� gibi cemiyetlerin teşekkülü, Tatarıstan�ın dışında da (yani S.S.C.B.�nde) bir hayli yerleşim merkezlerinde bunların bölümlerinin veya şubelerinin açılması halkın milli şuurunun gelişmeye başladığıni gösteren sevindirici adımlardır. Bunların hepsi, �cemiyet-i hayriyeler�in bugünkü şartlara göre gelişen yeni formu, yeni bir akisidir.

Toplantıda İ. Gasprinski (1851-1914) ve onun �Tercüman� gazetesi (1883-1917) hakkında da ciddi görüşmeler oldu. Bugüne kadar sovyet edebiyat ve tarih ilminde İ. Gasprinski�ye ‘pan-islamist� ‘pantürkist’ gibi yalan etiketler yapıştırmaktan ileri gidilememişti. Onun faaliyetlerini müsbet şekilde değerlendirme gayretleri ise her zaman muhalefetle karşılandı. Nihayet, Taşkent�te yayınlanan Zvezde Vostoka (1987, sayı 8) dergisinde akademik L. Klimoviç�in ‘Na slujbe prosveşçeniya’ adlı geniş makalesinden sonra durum değişti, buz kırıldı.

Ekim (1917) öncesi Tatar (Türk) basının, Tercüman gazetesini karıştıran herkes İ. Gasprinski’nin büyük reformcu, tanınmış pedagok, güçlü gazeteci, kabiliyetli yazar olduğunu, onun Tatar halkına ve başka Türk halklarına da te’sirinin büyük olduğunu bilmekte idi. Ancak bunu belirtmeye imkanımız olmadı. 1914’te F. Emirhan onu ‘büyük ülkücü’ diye adlandırdı. Tatar edebiyatının klasik yazarları onu yücelterek “İsmail baba” diye andılar. Çünkü o klasik yazarlarımızın tabiri ile ifade edersek ‘ölmüş olan milletimize hayat, karanlık yüzümüze maarif nuru veren fedakar bir zat idi. Bilindiği üzere, İdil�Ural boylarında Tatar gazeteleri ancak 1905’ten sonra yayınlanmaya başladı. Bu devre kadar Rusya’da bütün Türki halklara ruhi nimet veren, hayattaki yenilik-gelişmeleri tanıtan gazete Tercüman oldu. Kırım mirzası İ. Gasprinski Bahçesaray’dan bu gazete vasıtasıyla ülkeye (Rusya) aydınlık nurunu yaydı. Tatar cemaatinin de gözü bu gazete ile açıldı, pek çok Tatar aydını edebiyata, gazeteciliğe, pedagojiye ilk adımlarını ‘Tercüman’ ile attılar. İ. Gaspıralı’nın eserleri daha önceleri İdil-Ural’da mekteplerde okutuluyor, onun faaliyetlerine yüksek değer veriliyordu. Kazan’da onun adın taşıyan bir mektep de mevcuttu.

Bize bu şahsın çok yönlü edebî-içtimai faaliyetlerini çeşitli yönlerden yeniden incelemenin zamanı geldi, bunu yapmak için şimdi herhangi bir engel kalmadı. Bu kutsal iş yapılırsa, kültür tarihimiz daha da zenginleşecektir. İ. Gaspırinski�nin mirasında Kırım ve İdil boyu Tatarlarının arasında enternasyonal bağların, köklerin çok eskiye dayandığı da yeniden açıklanacaktır.

Bu görüşmeler neticesinde Miras Komisyonu aşağıdaki kararları oy birliği ile kabul etti:

1- Tatar �cemiyet-i hayriyeleri’ ve İ. Gasprinski’nin faaliyetleri hakkında malzemeler hazırlamaya:

2- �Cemivet-i hayriyeler’ ve İ. Gasprinski’nin faaliyetlerini çeşitli yönlerini ilmi şekilde inceleme faaliyetlerine başlamaya.

Cumhuriyet (Tatarıstan) ruhi Miras Komisvonunun bu oturumu gölgede kalan bu ciddi problemlere eğilmeye, onlara halkın ve ilmi müesseselerin de alakasını çekmeye vesile oldu.”

Kısacası Sovyetler Birliğindeki Türk aydınları ve yeni kurulan gayr-ı resmi dernekleri belki de 70 yıldan fazla bir süre dolaylı olarak bahs edilmesi dahi men edilen geçmişlerine Türk kültürüne katkıda bulunan şahıslara sahip çıkmaya başladılar. Tabii ki gene de bu sahiplenme rejimin onlara müsaade ettiği nisbette olacaktır. Her ne kadar son aylarda sosyalist ülkelerde büyük siyasî değişmeler oluyorsa da; bu ülkelerde yaşayan Türklerin bundan ne derecede yaratabilecekleri konuşu henüz kesinlik kazanmamıştır. Dolayısıyla Türklerin kendi tarihlerine, edebiyatlarına kısacası milli kültür ve millî değerlerine, ana diline sahip çıkmaları için zaman ve daha iyi şartlar gerekecektir. Fakat buna rağmen yasaklanmış olan bazı Türk büyükleri ve onlarla birlikte İ. Gaspıralı’nın da aklanmaya başlaması Sovyetler Birliğindeki Türkler için müsbet bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

New York City, Aralık 1989

Türk Kültürü, XXIX, Sayı 339 (Temmuz 1991), s. 424-429

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir