Dünde ve Bugünde İsmail Beğ Gaspıralı

(Doğumunun 140. Yılında) *


Nadir DEVLET **

1930’lu yıllarda yasaklanan İsmail Beğ Gaspıralı üzerindeki bu kısıtlama 1987 yılının Eylülüne kadar, yani yarım asırdan fazla bir müddet sürdü. Bunun neticesinde SSCB’ndeki bütün müslümanlara ve belki de dünyadaki diğer Türkî ve müslüman topluluklara bilhassa kültürel yönden büyük etkisi olan İsmail Beğ Gaspıralı’nın adı unutuldu. SSCB’de son beş-altı yılda meydana gelen değişiklikler ise bu nevi unutulan şahısların tekrar tanıtılabilmesi için imkanlar sağlamaya başladı. Tabii ki bu kadar uzun bir süre hakkında bahsedilmeyen bir sahsın, bu İsmail Gaspıralı olsa dahi, unutulması doğaldır. Dolayısıyla bugün onun adının SSCB’ndeki ancak birkaç araştırmacı tarafından tanınmasına ve ekseriyet tarafından bilinmemesine şaşmamamız gerekir. Başka bir şekilde ifade edersek bugün Rusya’daki bir hayli Türkî topluluğun eğitim sahasında uyanmasına büyük katkıda bulunan, onlarda birlik şuurunu canlandıran bu müstesna şahıs fazla ilgi uyandırmamaktadır. Ancak bu nevi anma toplantılarının İsmail Gaspıralı’yı topluma yeniden kazandırmada mühim katkıları olacağına inanıyoruz. Fakat eserleri tekrar yayınlanmadan ve ders kitaplarında hak ettiği yeri almadan Gaspıralı’nın gerçek değerinin genç nesillere aktarmanın mümkün olamayacağını da hatırlatmak gerekir.

İsmail Gaspıralı 11 Eylül 1914’te uzun bir hastalıktan sonra Bahçesaray’da vefat edince o dönemin Rusya imparatorluğunda belli başlı Türkî basın organları bu kaybın büyüklüğünü belirten anma hatime yazılarına yer yermişlerdi. Mesela Azerî dergisi İkbal’de (Tercüman’ın 1 Ekim 1914 sayısından naklen) yayınlanan “Büyük ve Tarihi Milli Matem” başlıklı makalesinde şunları yazıyordu:

“İsmail Beğ kimdir henüz bu soruya cevabımız yok. Rusya’da, Türkiye’de, Mısır’da, Arabistan’da, Hindistan’da, Afganistan’da, İran’da, Turan’da ve her yerde onun adı biliniyor ve seviliyordu. İsmail Beğ herkese, bütün millete her şeydi. İsmail Beğ bizim millî dilimizin, kalbimizin, edebiyatımızın, yazarlarımızın, okuyucularımızın, basınımızın, mektep ve medreselerimizin, öğrencilerimiz ve talebelerimizin şuuru idi.” Yusuf Akçuraoğlu ise İstanbul’da yayınlanan Türk Yurdu dergisinde (1911, sayı 12) Gaspıralı’yı şu şekilde tanıtıyordu:

“İsmail Beğ iyi bir muallim, kabiliyetli gazeteci, tanınmış naşir içtimai ve siyasî bir münevver, ve millî cemiyetlerimizin aktif bir üyesi idi. Fakat bütün bu meziyetler İsmail Beğ’i ifadeye kafi gelmezler. Geçen asırdan Türk ve İslam dünyasında methe layık yirmi veya otuz kişiyi bilmekteyim. Ancak İsmail Beğ İslam ve Türk dünyasının son bir kaç asrında hususi olarak methedilmesi gereken tek adamdır”. Buna benzer hatimeler düzinelerce basın organlarında yayınlanmıştı. Mesela Fatih Kerimov’un Vakit (Orenburg) gazetesinde yayınlanan “Büyük Millî Üzüntü”, Abdullah Battal Taymas’ın Yuldız (Kazan) gazetesinde çıkan “Zor bir vak’a”, Fatih Emirhan’ın Kuyaş (Kazan)’ta neşr edilen “Büyük Milliyetçiye Küçük Bir Nazar” adlı makalelerini de yukarıdaki örneklere ekleyebiliriz. İsmail Gaspıralı’nın vefatından hemen sonra yayınlanan ve bugüne kadar pek fazla bilinmeyen bir hatimeyi orijinal şekliyle nakil ederek, döneminde kendisine Kazan Tatarları arasında verilen değeri sergilemek istiyoruz. Belirtilen makale Kazan’da yayınlanmakta olan kadınlar dergisi Süyüm Bike’de Gaspıralı’nın ölümünden dört gün sonra çıkmıştı. Makalenin yazarı Y. Halil “Büyük Ustaz İsmail Bek Gasprinski” başlıklı yazısında büyük kaybı şöyle ifade ediyordu:

Büyük Üstad İsmail Beğ Gasprinski

11 Eylül’de Cuma günü yayınlanan gazeteler bizler için çok üzüntülü haber verdiler. Onlar en yaşlı üstadımız, en önde gelen liderimiz, manevi atamız, baş muallimimiz muhterem üstad İsmail Bek Gasprinski cenaplarının vefat ettiğini ilk sayfalarına büyük harflerle basarak herkesin gözü önüne serdiler.

İsmail dedemizin aylardan beri hasta yattığını gazetelerden okuyarak üzülüyorduk. Ancak alınan son telgraflardan onun düzelmeye başladığını duyarak… kendisine büyük ümitler bağlamıştık. Bilhassa onun son zamanlarda “iyileşmek istiyorum, yapacak işlerimiz çok, milletime yeniden yedi sekiz yıl hizmet etmek istiyorum, yapacak işlerim bitmedi” şeklindeki sözleri yeni ümitler vermişti.

Felek bizim bu ümitlerimizin hepsini yok etti. 35 yıl hizmet, 35 yıl liderlik eden üstadımızı bizden ayırdı, onu sonsuzluk uykusuna aldı.

İsmail Beğ öldü, vefat etti. Fakat o kendi talimatını vererek, kendi yerine insanlar yetiştirerek. talebelerini elektrik fenerleri gibi fener tutuşturarak geleceği, gidilecek yolları aydınlatarak vefat etti… Şimdi biz pek ulu insanımızdan pek büyük liderimizden ayrıldık, onun için bize hatta bütün İslam dünyasına üzülmemek mümkün değildir. Çünkü bizim en karanlık, en bilimsiz dönemimizde o bizi düşünerek Tatar milletini ayağa kaldırmak niyeti ile işe tutundu. O bize 32 yıl muallimlik yaptı… O muhterem üstadın ilk maksadı, ilk fikri Tatar çocuklarına okumayı, yazmayı öğretmek, onlara genel tahsil vermek, Tatarları hali hazırdaki zamandan haberdar etmek idi…

1883’ün 10 Nisan’ında “Tercüman”ın ilk sayısı çıktı. Bu 31 yıl içinde “Tercüman” gazetesi millî edebiyatı ilk maksad olarak kabul etti, gayesini değiştirmedi. “Tercüman” gazetesi ilk sayısından en son sayısına kadar “Maksat birliği, iş birliği, dil birliği”ni gerçekleştirerek, bunu devamlı belirtti.

O Tatar köylerinin her birine “Usul-ü Cedid” okulları açtırmaya çalıştı. Tatarları uyandırma, onları geliştirme, onların kalplerine millî fikir yerleştirmek için mutlaka iler köyde “Usul-ü Cedid” mekteplerini açmanın gerektiğini bir hayli deliller, pek çok örneklerle ispatladı…

İsmail Bek Gasprinski cenapları kendi fikirlerinin, idealinin gerçekleştiğini gördü. “Usul-ü Cedid” okullarının bine hatta on bine ulaştığını görerek öldü. O gösterdiği metod ile milyonlarca Tatar çocuğunun okumayı, yazmayı öğrendiklerini görerek öldü.

O müslümanlara yardımlaşma cemiyetleri açmaları gerektiğini söyledi. Bu konuda çok faaliyet gösterdi. Onların nizamnamelerini, proğramlarını hazırladı, nasıl açılacağını gösterdi. Şimdi Kazan, Orenburg, Astırahan, Troiski, Ufa ve başka büyük şehirlerde mevcut cemiyet-i hayriyyeler, yardımlaşma dernekleri İsmail dedemizin bize bahşettiği meyvalardır. Muhterem üstad İsmail Bek Gasprinski’nin dikkate alınacak faaliyetlerinden birini de, kadınlara münasebeti, onlara olan ihtiram tenkil eder. Şimal Türkleri arasında kadın-kızlara hürriyet talep eden ilk şahıs İsmail Bek Gasprinski cenaplarıdır. O kızı Şefika hanımın nezaretinde kadın-kızlara mahsus “Alem-i Nisvan”ı neşr etti.”

Y. Halil

İsmail Bey Gaspıralı’ya verilen bu yüksek değer 1917 ihtilalinden sonra oldukça yön değiştirmeye başladı. Yeni rejimin yerleştirdiği eğitim metodları Gaspıralı’nın metodlarını artık gereksiz kılmıştı. Fakat 1930’lu yıllara kadar Gaspıralı’nın büyüklüğü inkar edilmiyor ve yeri geldiğinde bahsediliyordu. Mesela, 1926’da Kazan’da neşr edilen Abdurrahman Sadi’nin Tatar Edebiyatı Tarihi adlı eserinde onun hakkında aşağıdaki şu satırlara ver verilmiştir:

“…işte Tatar dünyasında reform hareketinin son, tam anlamdaki hareketi “Usul-ü Savtiye” hareketinde ilk liderliği Kırım mirzalarından İsmail Gasprinski gösterdi. Türk-Tatar dünyasında ilk olarak savtiye usulü ile eğitim yapan okulları açarak, bunların ilk örneklerini verdi. Onun 1883’te çıkmaya başlayan “Tercüman”ı bu metodu halk arasında yaymada ilk güçlü silah oldu… Neticede o usul-ü Cedid, Usul-ü Savtiye hareketi bütün Tatar dünyasında büyük güçlü bir akım haline dönüştürmede başkomutan oldu. Bu gazete Kazan Tatarlarının o devirdeki aydınları-bilhassa din adamları arasında hayli yaygınlaşınca onların arasında bu hareketin güçlenmesine, damarlarını yaymasına büyük tesir yaptı…”

Bundan 60 yıl sonra yayınlanan Tatar Edebiyatı Tarihi (II) adlı eserde ise bu büyük şahsa neredeyse satır aralarında denilecek şekilde çok az ver verildiğini ve gayri müsbet değerlendirildiğini görmekteyiz. Kazan’da 1985’te yayınlanan eserde aynen şu satırlara yer verilmektedir:

“…Tatar edebî dilinin büyümesinde çok öncelerden beri Oğuz dilleri büyük tesir yaptılar. Bu tarihi görüntüyü XIX. yy ve XX. yy başında dilde ayrı bir durum şeklinde kendini gösteren Türkçülük hareketinden ayırarak bulmak gerekir. Bu akımın taraftarları (İ. Gasprinski vb.) XIX. yy’ın ikinci yarısında ”Tercüman” adında bir gazete de çıkarmaya başlarlar ve Türk halkları için ortak edebi dil meydana getirmek meselesini ortaya koyarlar. 1905 ihtilalinden sonra demokratik yazarlar, A. Tukay, F. Emirhan, A. Kemal, Ş. Muhammed(iev) vb. onun artık zamanın şartlarına cevap vermediğini gösterirler..”

Yukarıdaki örneklerden de görüleceği üzere Gaspıralı’nın ölümünde ona verilen değerle aklanmadan önce verilen değer arasında uçurumlar vardır. İşte bazı siyasî yasaklar XIX. y.y. sonu ve XX. y.y. basında tek Kırım Tatarlarının değil belki de bütün Türkî toplulukların hayatına damgasını vurmuş olan İsmail Gaspıralı’yı 100. doğum yıldönümünde (1951) anılmasına mani olmuştu. Şu anda tek tesellimiz ise 140. doğum gününde vatanında anılabilmesi için yeni şartların meydana gelmiş olmasıdır.
* Akmescit, Mart 1991

** Makalenin yazıldığı tarihte : Doç Dr. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı.

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir