Gaspıralı İsmail Bey

*


Hazırlayan: Prof. Dr. Ali Haydar BAYAT

Tarih ve Medeniyet dergisinin 55. sayısında “Ceditçiliğin Bilinmeyen Yönleri” adlı makalesinde Gaspıralı İsmail Bey’i karalamaya çalışan Alaeddin Yalçınkaya’nın iddialarını, Türk Dünyası Tarih dergisinin 145-146. sayılarında büyük bir vukufla çürüten Sabri Arıkan’ın yazılarını, zevkle ve büyük bir memnuniyetle okudum. Yüz yıldan fazla bir zamandır Türk dünyasının müştereken takdir ettiği bu büyük şahsiyete biçilmeye çalışılan görüşü kınıyor ve bu vesileyle İstanbul’da 1895 yılında yayın hayatına başlayan Ma’lûmât dergisinin ilk cildindeki, devrin İstanbul aydınlarının İsmail Gaspıralı’yı nasıl değerlendirdiklerini gösteren “İsmail Gasprenski Beğ” başlıklı yazıyı transkripsiyonunu yaparak sunuyorum.

İSMAİL GASPRENSKİ BEĞ

[Ma’lûmât, c. I, S. 12, s. 242-243]

[13 Ağustos 1311/25 Ağustos 1895]

Bahçesaray’da neşr olunan Ter­cüman gazetesinin sahib-i imtiyaz ve muharriri İsmail Beğ Mustafa-zâde Gasprenski, Baba Saltık Kabilesi hanedanından olup, 1853 sene-i mîlâdîyesinde Bahçesaray’da dünyaya gelmiştir.

Mahalle mektebinde tedrîsât-ı evveliyyeyi gördükten sonra Moskova şehrine gönderilip oradaki Mekteb-i Harbîye’de tahsîl-i fünûn etmiştir.

Kendisinde askerlikten ziyâde muallimlik ve muharrirlik için bir isti’dât-ı hâriku’1-âde gören İsmail Beğ me’mûriyet-i askeriyeye girmeyip ikmâl-i tahsil ve seyahat maksadiyle Avrupa’ya gidip üç sene kadar Avrupa’da ve Şark’da gezmiştir.

1874’de Kırım’a dönüp ve bir müddet muallimlik edip ahâlî-i İslâmîyeyi tahsil-i ilim ve maarifde teşvik etmek gibi, efkâr ve teşebbü-sâtı teveccühât-ı umûmîyyeyi mûcib olarak Bahçesaray’da şehremîni bulunduğu esnada Rusya Müslü­manları nâmında Rusça siyâsî bir risale neşr etmiş ve nâmı bu sûretle intişâr edip herkesin hüsn-i nazar ve muhabbetini kazanmıştır.

Bu aralık gazete şeklinde beş on parça evrâk-ı perakende neşr ile İsmail Beğ gazetecilik mesleğini tutmuştur.

1883 senesinde Tercüman gazetesinin imtiyazını almaya muvaffak olmuştur ve şehremânetini terk ile bütün bütün muharrirliğe sülük eylemiştir.

İbtidâ-yı zuhurunda üç yüz ka­dar abone ile birkaç seneler epeyce zahmet ve meşakkat çekildiği halde iş ilerlemeğe yüz tutup bugün binlerce abone cem’ine muvaffakiyet elvermiştir.

Rusya’dan mâada, 1331’de İran’da, Buhâra’da ve sâir mahallerde en ziyâde okunan bir ceride olmuştur.

Perakende olarak on beş bin nüshası yalnız Dersaâdet’de satılmaktadır.

Mesleğindeki sebat ile maârif-i millîyyeye olan hidmeti bütün karilerince takdir edilerek gazetenin onuncu sene-i ibtidâîyesini tebrik için yüzden ziyâde telgrafnâmeler, mektuplar ve pek çok hediyeler almıştır.

İsmail Beğ yalnız muharrirlikle iktifa etmeyip maârife belki daha ziyâde çalışmaktadır.

Kendi efkâr ve tavsiyesi üzerine Bahçesaray’da, Kazan’da birer medrese-i Arabîye ile yüzden ziyâde usûl-i cedîdde mektepler  açılmıştır.

Bu mekteplerde, kendi te’lifi olan elifba esâs tutulmaktadır. Bu usûlü neşr için hayli vilâyeti, bizzat dolaşmış ve gidemediği yerlere de usûl bilen seyyar muallim gönderip numûne mektepleri kü-şâd ettirmiştir.

Tercüman, Ruslar indinde rağbet ve emniyet kesb etmiştir. Ba’zı bendleri, icmalleri Moskova, Novveya Viremiya gibi en büyük gazeteler tarafından aynen nakl olunmakta bulunmuştur.

Hattâ Fârisî ve Arabî ve bizim Osmanlı gazetelerinde Bahçesaray Tercüman’ından nakl olunan maddeler az değildir.

İsmail Beğ’den bahs edildiği bir sırada gazetenin müdiresi ve muharririn zevcesi bulunan Zehra Hanım’ı da zikr etmemek mümkün değildir.

Kazanlı bir hanedan ailesine mensup olan bu müslime, İsmail Beğ’in en ibtidâ neşr ettiği evrâk-ı perakendeye birinci abone olup ba’-dehû tebdîl-i hava zımnında Kırım’a geldiklerinde biraderi ile muharriri ziyaret etmişler idi.

Bu mülakatın neticesi gide gide, millî bir roman suretine girmiş ise de, burada ancak şu kadar söyleyebiliriz ki hamiyetli iki gönlün muhabbetine ahvâl ve mesafe bir mâni’-i kuvâ iken Zehra Hanım memleketini, rahatını, servetini terk ederek fedâkârâne bir halde Bahçesaray’a can atmıştır.

Malumat Gazetesinin ön kapağı

Yeni kesilmiş bir kaleminden başka hiç bir malı olmayan bir adama, refîka-i sâdık olarak matbaayı beraberce te’sis etmiştir. Evvelâ gazetenin umûr-i idare ve irsaliyesini derûhde edip devamına sebep olmuştur. Zehra Hanım Türkçe, Rusça okur yazar bir edîbe olup meslekte zevcinin en büyük muavinidir. Zehra Hanım, beş vakit namazını kılar. Şimdiki halde zamanının en büyük kısmını çocuklarının terbiyesine hasr eder bir vücûd-i nâdirdir.


* Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi , Şubat 2001, Sf. 23 –  www.tdav.org

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir