Merhum İsmail Gaspıralı ve Bir Hatıra


Av. İ. Sıtkı OĞUZBEYOĞLU

Osmanlı İmparatorluğu devrinde Türklük için çalışan ve Rusya’da bulunan muhtelif Türk unsurlarının birleşmesi için gayret sarfeden büyük simalardan birisinin de Gaspıralı İsmail Bey olduğu herkesçe malumdur.

Gaspıralı Rusçaya hakkıyla vakıf olduğu gibi, o tarihteki Osmanlı Türkçesini tam manasıyla bilen bir zattı. Fakat o, Osmanlıcanın sadeleştirilmesi için çalışır, farsça ve arapça kelimelerin Türkçeden atılması, bunların yerine Türkçe karşılıkların kullanılması, Türk lehçeleri arasındaki farkın kaldırılması ve Türkler arasında dil birliğini temin için uğraşır dururdu. O, Türklük davasında cidden büyük hizmetler ifa etmiş müteceddit bir Türk bilgini idi.

Bahçesaray’da neşretmekte bulunduğu (Tercüman) gazetesi, baştan başa bu fikrin mürevviciydi. O tarihlerde Kırım alimleri arasında devam edegelen taassuba da isyan etmişti. O, hakiki bir müslümandı. İslam dinin taassubla ilgisi bulunmadığına inanan hakiki bir mümindi.

Bu satırları yazarken, aklıma onunla geçen bir muhavere geldi. Bunu yazmaktan kendimi alamadım.

1905 veya 1906 yıllarında idi. Ruslarla Japonlar arasındaki savaş, Japonların lehine sonuçlanmış, Ruslar büyük bir hezimete uğramışlardı. Ben de, sonbaharda Kırım’ı ziyarete gitmiştim. Bahçesaray’da kendisiyle görüşmüş, hürmetlerimi arz etmiştim. Beni yemeğe alıkoymuş, yemekten sonra da Han camiisinin hatibi bulunan Habibullah efendi ile beni tanıştırmıştı. Benim fikren ileri gitmeme, taasubtan uzak kalmama çalışan ve bana büyük telkinlerde bulunan Büyük Türk alimi beni biraz İslam dinine de vakıf sayarak onlarla görüştürmek istiyordu. Bir hayli dini mübahase geçmişti. Merhum bizlere şu suali sordu: “Kur’anı Kerim ilahi bir mucizedir. Buna inanıyoruz. Fakat, namaz kılarken mesela Fatiha’dan sonra Yusuf suresinden okunan ayetlerin namazla bir alakası olduğunu sanmıyorum. Çünkü, bu ayette mesela (Zeliha kollarını açmış Yusuf’u kucağına yahut da yatağına çağırıyor…) mealindeki bu ayetin namazda okunması caiz olmasa gerek, ne dersiniz demişti.

Bu mecliste Habibullah Efendiden başka Tebert’li, ismini hatırlayamadığım kadı da vardı. Kadı söz alarak (Mirzam, bu sual bizi küfre kadar götürür, böyle sual irad edilmez) dediği sırada Habibullah efendi de başını sallayarak (Doğrudur) demişti.

Merhum Gaspıralı, benim yüzüme baktı. Ben kemali cesaretle: “Sualiniz yerindedir. Bunun küfürle alakası yoktur Hakikaten ilahi bir vecd ile huzuru ilahide bulunan bir kimsenin o dakikada sureyi Yusuf’tan okumaması daha doğrudur. Unutulmamalıdır ki Kuran’ı Kerim’in bazı ayetleri ve sureleri kısastır.Yani hikayedir. Bu hikayeler kısmen sorulara ve kısmen de Araplar arasında çok meşhur kıssalar olduğundan bunları kısmen doğrulatmaya matuf ayetlerdir” demiştim.

Benim onlara karşı mukavemetim ve onları kısmen ıskatım Gaspıralı’nın pek hoşuna gitmişti, ve “Mollalar, Mollalar İnşallah İstanbul işte böyle alimleri yetiştirecek, Müslümanlık sizin (ıskat) ile ölülerin başına toplanarak (Kabeltü veheptü) nüzden kurtarılacaktır” sözünü ilave etmiş ve benim elimden tutarak ayrılmıştık.

Gaspıralı dünya dinlerini de incelemişti. Müslümanlığın akla en uygun bir din olduğunu delilleriyle kabul eden bir insan olduğu için bir taraftan Türklüğe, Türk dilinin vahdetine bir taraftan da Müslümanlığın hurafelerden temizlenerek layık olduğu mevkie çıkacağına inanan bir müctehid ve bu yolun tahakkuku için son derece çalışan bir mücahiddi. Kendisini hürmetle anarım.


EMEL Dergisi,  Sayı 7. Kasım 1961

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir