İsmail Gaspıralı Bey’in Edebî Tenkitleri: 1*


Prof. Dr. YAVUZ AKPINAR

Fikir tarihimizdeki yeri ve önemi sebebiyle Gaspıralı İsmail Bey’in siyasî görüşlerinden, ideallerinden sık sık söz edilir. Hakkında yapılan az sayıdaki ciddî araştırmada da genellikle onun bu tarafları ele alınmıştır. Şimdiye kadar İsmail Bey’in edebî eserleri üzerinde dikkate değer bir araştırma yapılmamış bu konuda hangi eserlerinin bulunduğu dahi tam olarak tesbit edilememiştir. Dolayısıyla İsmail Bey’in edebî tenkit konusundaki seri yazıları bulunduğu da şimdiye kadar kimsenin dikkatini çekmemiştir. Sadece onun Darü’r-rahat Yaki Acaib-i Diyar-ı İslam, Gündoğdu, Gülcemal Bikeç, Bağdad Hatun, Arslan Kız gibi roman ve hikâyeleri bulunduğu hakkında çok kısa bilgiler verilmiştir.

Aslında İsmail Bey’in edebî faaliyetinin de diğer faaliyetlerinin de gereği gibi tesbit edilebilmesi için Türkiye’de tam bir koleksiyonu bulunmayan-ölümüne kadar neşredilmiş- 31 yıllık Tercüman gazetesinin dikkatli bir şekilde taranması gerekmektedir.

Biz bir müddetten beri İsmail Gaspıralı’ya ait eserleri, yazıları derleyip yayına hazırlamakla meşgulüz. Bunun için Türkiye’nin çeşitli kütüphanelerindeki Tercüman gazetesi koleksiyonlarını tarıyoruz. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’ndeki Seyfettin Özege Kütüphanesi’nde bulunan 1895-1897 yıllarına ait -bazı sayıları eksik- Tercüman gazetesini incelerken İsmail Bey’in 17 Sentyabr 1895[1] [20 Eylül 1895] tarihinden itibaren düzenli denilebilecek bir şekilde tenkit konusunda seri yazılar yayınlamış olduğunu gördük.

Bu yazılar dikkatli bir şekilde gözden geçirildiğinde, İsmail Bey’in daha önce edebî tenkid hakkında nazarî görüşlerini konu alan yazılar yazmadığı düşünülebilir. Çünkü o, hemen hemen bütün yazılarında eğer daha önce aynı konuda bir yazı yazmışsa, yazısının başında bunu ısrarla belirmekte, hatta bazen daha önce yazdıklarını kısaca özetlemektedir. Böylece okuyucunun o konuyu daha rahat takip etmesine imkân verme alışkanlığına sahiptir. Tercüman‘da bunun örneği çoktur. Buna dayanarak 1895’ten önce büyük bir ihtimalle edebî tenkit konusundaki düşüncelerini yazıya dökmediğini tahmin edebiliriz, ama 1897’den sonra bu konuda yazmağa devam edip etmediği hakkında şimdilik bir şey söylenemez, Tercüman‘ın taranması gerekmektedir.

Bu yazılar o dönemde haftalık olarak çıkan Tercüman gazetesinin tek varaktan -iki sahifeden- ibaret “İlâve” adlı ve daha çok kültürel içerikli yazıların yer aldığı ekinde yayınlanmıştır. Gazetenin bazı sayılarında “İlâve” üzerinde sayı ve sahife kaydı var, üstelik bazı ilâvelerde bu sahife kaydı düzenli olarak birbirini takip ediyor. Ne yazık ki, bazı sayılarında bunun tam tersi olarak sayı ve sahife kaydına rastlanmıyor. Dolayısıyla gazete ciltlenirken, dikkatsizlik sebebiyle bazı “İlâve”ler rastgele bir sayı içerisine yerleştirilmişse bu durumda o “İlâve”lerin hangi tarihte çıktığı ve hangi sayılara ait oldukları tam olarak tesbit edilemiyor.

“İlâve”lerde dikkati çeken bir husus da Gaspıralı İsmail Bey’in özellikle hikâye tarzında yazdığı eserlerde “Abbas Fransevî” veya “Molla Abbas Fransevî” imzasını düzenli olarak kullanmış olmasıdır. Hâlbuki Nadir Devlet hariç diğer araştırmacıların hiçbiri bu imzanın Gaspıralı tarafından kullanıldığını belirtmiyorlar.[2] Nitekim bütün güvenilir kaynaklarda Gaspıralı’ya ait olduğu açıkça belirtilen Arslan Kız ve Darü’r-rahat, “İlâve”de bu takma adla yayınlanmıştır. Bu durumda -ileride genişçe açıklayacağımız gibi- “Molla Abbas Fransevî” imzasının Gaspıralı’ya ait olduğu kesinlik kazanıyor. 1895-1897 yılına ait sayılarda onun “Molla Abbas Fransevî” takma adıyla daha başka hikâye ve yazılarının da yer aldığını tesbit etmiş bulunuyoruz.

Yazımızın ikinci kısmında şimdi sadece metinlerini yayınladığımız tenkit konulu yazılarının edebiyat tarihimizdeki yerinden bahsedeceğiz.

Yazılar, kronolojik bir sıra dahilinde tarafımızdan numaralanarak sunulmuştur. İsmail Bey, yazılarının birbiriyle ilgilerini belirtmek için bazı yazılarının baş kısmına bir yıldız işareti koyarak, sahife altında o yazının ilk kısmının hangi “İlâvede” basıldığını belirtmiştir. Biz bu kayıtları da ait oldukları başlıkların hemen altında aynen verdik. Yine yazı başlıklarının altında, köşeli parantez içerisinde, tesbit edebildiğimiz kadarıyla bu yazıların hangi tarihte, “ilâve”nin hangi sayısında çıktığı, varsa sahife numaraları gösterilmiştir.

İsmail Bey, bu yazılarının bazılarını bir birleriyle alakalı, bazılarını da müstakil yazılar olarak kaleme almıştır. Bazı yazılarda açıkça “İsmail” imzası vardır, bazı yazıları ise imzasız olarak yayınlanmıştır.

Sade bir Osmanlı Türkçesi’yle yazıldıkları için metinleri transkripsiyona ihtiyaç duymadan olduğu gibi alfabemize aktardık. Gerekli görülen yerlerde ayın ve hemzeleri (‘) kesme işaretiyle; uzun vokalleri ve nisbet î’sini de düzeltme işareti dediğimiz (^) ile gösterdik. Bazı kelimeler -herhalde dizgi sırasında- yanlış yazılmışlardı, metinde bunları doğru kabul ettiğimiz şekilleriyle verip dipnotta asıl yazılışlarını göstermeği tercih ettik. Aynı şekilde çok az sayıda da olsa Kırım veya İdil-Ural [Kazan] Türkçesi’ne ait bizde anlaşılmayan kelimelerin anlamlarını dipnotlarda açıkladık.

Metinde Avrupa dillerine ait bazı kelimeler, bu dillere ait bazı şahıs isimleri Fransız veya Rus telaffuzuna uygun olarak yazılmışlardı. Biz bu yazılım şeklini de olduğu gibi koruyarak hemen yanına köşeli parantez içinde o kelimelerin aslî imlâlarını yazdık. Ayrıca metne tarafımızdan ilâve edilen her şey köşeli parantez içinde yazıldı. Asıl metinde yer yer ardarda bir çok noktalar kullanılmıştı. Biz bunların hepsini (…) üç nokta olarak göstermeği tercih ettik.

İsmail Bey, yazılarının birbiriyle ilgilerini belirtmek için bazı yazılarının baş kısmına bir yıldız işareti koyarak sahife altında o yazının ilk kısmının hangi “İlâve”de basıldığını belirtmiştir, fakat kimi yazılarında da bu tarz uyarılar yoktur. Onun bu yazılarının bir kısmını birbiriyle alâkalı, bir kısmını da müstakil yazılar olarak kaleme aldığı yazıların içeriğinden de anlaşılmaktadır. Bazı yazılarda açıkça “İsmail” imzası var, bazıları ise imzasızdır.

Gaspıralı İsmail Bey’in edebî tenkitle alâkalı bu yazılarını sadece metin olarak okuyucularımızın dikkatine sunarken, gelecek yazımızda edebî tenkit konulu bu yazılarının tahlilini ele alacağımızı belirtmek istiyoruz.


* Yayınlandığı Yer: Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, IX, İzmir, 1998 s. 87-115 (Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Yayınları)

[1] Çarlık devrinde Rusya’da kullanılan Miladî takvim 13 gün geridir. Biz bibliyografya kayıtlarında herhangi bir yanlış anlaşılmaya imkân vermemek için bundan sonra yazıların tarihlerini olduğu gibi bıraktık. Doğru tarihi bulmak için bunlara 13 gün eklemek gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

[2] Nadir Devlet, İsmail Bey Gaspıralı (Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1988), adlı eserinin 34. sahifesinde Darü’r-rahat’ın “Abbas Molla”, 35. sahifesinde ise “Molla Abbas Fransevî” imzasıyla yayınlandığını bildiriliyor, ama bu imzanın başka eserlerde de kullanıldığından söz edilmiyor. Hâlbuki Tercüman’daki Darü’r-rahat tefrikasının üzerinde ise sadece “Abbas Fransevî” kaydı vardır. Ayrıca N. Devlet’in belirttiği gibi Darü’r-rahat 1897’de değil 5 Mart 1895 – 17 Sentyabr 1895 tarihleri arasında 9-35. sayılarda tefrika edilmiştir.

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir