Gaspıralı ve Vilnyus


Adas YAKUBASKAS (YAKUBOĞLU)

Çeviren: M. Halil LEYLAK

Kendi ismimden, Litvanya tatarları isminden ve bu şerefli toplantıyı selamlamaktan dolayı çok mutluyum.

Tarihimize öyle bir yön çizilmiştir ki biz bugünkü Litvanya, Polonya ve Belorusya Tatarları, daha önce de bir devletin, Büyük Litvanya Prensliği’nin vatandaşları olarak başka bir ülkeye ilk göç edenler olmuştuk.

1397’den beri yaklaşık 600 yıldır atalarımız Litvanya topraklarının konukseverliğinde yaşamaktadırlar.

XVI-XVII. yüzyıllar arasında ana dilimizi kaybetmekle beraber İslâm sayesinde tatar halkının bir parçası olarak korunmuştuk, çünkü atalarımız Tanrının emirlerine taviz vermeden uymuşlardı.

Ve şimdi 600 yıl sonra bir Litvanya tatarı olarak bu salonda sizleri selamlayabiliyorum.

Konuşmam uzun sürmeyecek, bu detaylı bir rapor olmayacak, daha doğrusu büyük Kırım Tatarı, büyük insan ve eğitimci İsmail Gaspıralı’nın Litvanya ve Polonya’da bulunmasıyla ilgili birkaç ayrıntıyı onun biyografisine eklemek istiyorum.

İsmail Gaspıralı Polonya ve Litvanya’daki Tatar yaşantısıyla çok ilgilenmiştir.

İsmail Gaspıralı Beğ’in yaşantısındaki bazı ilginç olaylar, onun Litvanya ve Polonya’da yaşayan Tatarlara karşı yaklaşımını göstermektedir.

1881 yılında genç Gaspıralı yerli Tatar halkıyla daha yakından tanışmak amacıyla Vilno’ya gelir.

İlgi çekicidir ki geleceğin Kırım Tatar Ceditçisi Polonya Tatarları arasından kendine bir eş seçmek istemiş ve Tatar çiftlik sahiplerinden Polonya Tatarı mareşal Matsey Ahmatoviç’in kızı Panne Mariya Ahmetoviguvne’ye teklifte bulunmuştur.

Ancak genç Gaspıralı’nın bu arzusu kabul edilmemiş, çünkü Matsey Ahmatoviç kızını Polonya Tatarları arasından hafif süvari alayı albayı Konstantin Krıçinskiy’e vermek istemişti.

Gaspıralı’nın niyetlerinin ne kadar ciddi olduğunu Kriçinskiy’in aile arşivinde bulunan el yazması bir Kur’an göstermektedir; bu Kur’an Gaspıralı’ya annesi tarafından gönderilmiş ve o zaman bir genç kız olan Mariya Ahmatoviguvne’ye hediye edilmiştir. Bir de Gaspıralı’nın seçtiği kıza yazdığı 3 adet mektup bulunmaktadır. Mektuplardan ikisi Rusça, biri Fransızca olarak yazılmıştır. Mektuplardan birisi 13 Ocak 1881 tarihini taşır, diğer ikisi ise tarihsizdir.

Onun Kowno’da (Kaunas) bulunduğunu ve burada yerli tatarlarla tanışmış olduğunu da biliyoruz.

Tüm bu ayrıntılar geleceğin “Tercüman” redaktörünün Litvanya ve Polonya Tatarlarını kendi kan kardeşi olarak kabul ettiğini göstermektedir.

Vilno’da bulunduğu sıralarda Vilnyus camisini ziyaret etmiştir.

Gaspıralı’nın biyografisine bir nokta daha eklemek isterim. Gençliğinde Moskova’daki (Askeri Lisede) Litvanya tatarlarından Mustafa Davidoviç’le birlikte okumuştu. Bu iki genç insanı o zamanki Moskova’nın Panslavizm atmosferi ve Türklere karşı duyulan hoşnutsuzluk sıkıyordu. 1867 yılı yazında, tatil döneminde ikisi ‘Kırım’a gitmeğe karar verdiler. Oradan Türklere yardım etmek amacıyla Girit adasına gidecektiler. Basit bir kayıkla Volga ve Don’dan geçtiler. 45 günlük bir seyahatten sonra Kırım’a ulaştılar. Oradan gizlice Odesa’ya kaçtılar. İstanbul gemisine binecekken jandarma tarafından tutuklandılar ve sonra Bahçesaray’a gönderildiler.

XIX. yüzyılın 80’li yıllarında Davidoviç Kırım’a gitmiş, Türk-Tatar dilini öğrenmiş, Kırımlı bir Tatar kızını eş olarak almış ve Kırım tatarlarının toplumsal yaşantısına aktif olarak katılmıştır.

İlkönce Bahçesaray’da, sonra Aluşta’da belediye başkanı olmuş daha sonra da o sıralarda artık ünlü bir bilim adamı olan İsmail Gaspıralı ile ilişkilerini sürdürmüştür. Davidoviç Kırım için çok şeyler yapmıştır.

1910 yılında Gaspıralı ile birlikte “Rüştiye Mektebi”nin yeniden düzenlenmesi için çalışmaya başladılar. 1912 yılında Aluşta şehrinin belediye başkanı olarak Davidoviç Kırım’da Müslüman İlahiyat Medresesi’nin açılmasını sağladı.

Davidoviç 1914 yılında Aluşta’da Kırımlı Tatar eşiyle evliliğinden geriye beş çocuk bırakarak vefat etti.

1933 yılında “Tercüman” gazetesinin kuruluşunun 50. yılı münasebetiyle Varşova Doğu Enstitüsü’nde Gaspıralı anısına konferanslar verildi. Bu gecede misafir konuşmacı olarak Kırımlı ünlü siyaset adamı Cafer Seydahmet söz almıştı.

* Akmescit, Mart 1991

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir