İsmail Gaspıralı’nın Yayımcılığı ve Gazeteciliği – [Prof. Dr. Mustafa KAFALI]


Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Türkiye dışında kalan Türk ülkelerinde bir çok mefkure adamı, ilim adamı yetişmiştir. Hattâ bunların bir çoğu, cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda Türkiye’ye gelerek yerleşmişlerdir. Bu münasebetle onların Türkiye’de tanınmaları için vasat da teşekkül etmiştir. Ancak bütün bu hususlara rağmen Kırım’da doğup Kırım’da vefat ederek burada gömülen İsmail Gaspıralı, Türkiye dahil bütün Türk Dünyası’nda en çok tanınan ve bilinen kimse olmak vasfını korumaktadır. O’nun bu ölçüde tanınması ve bilinmesinin en büyük sebebi muhakkak ki çok cepheli oluşu ile ilgilidir. Çünki İsmail Gaspıralı, düşünen bir kimse olduğu kadar, bir mefkure adamıdır. Mefkure adamı olduğu kadar önder bir maarifçidir. Maarifçi olduğu kadar idealist, idealist olduğu kadar gazeteci ve yayıncıdır. Bütün bunların üstünde bir dava adamı ve hayatı boyunca yılmadan, inancı yolunda mücadele veren kimsedir. Bütün bu vasıfları şahsında birleştirmiş olan İsmail Gaspıralı, ister kendi neslinin, ister kendisinden sonra gelen pek çok değerli insanın fevkinde bilinen ve tanınan bir insan olarak tezahür etmektedir.

Bu tebliğimizde onun bir çok vasfı arasında hayatı boyunca devam ettirdiği ancak vefatı ile noktalanan gazeteciliği ve yayımcılığı üzerinde duracağız.

Yazı Hayatı:

1875’te Kırım’a dönen İsmail Beğ 1878’de Bağçe Saray Belediye reisi seçilecektir. 1879’da Türkçe gazete çıkarmak için baş vurursa da red edildi. 1881 yılında “Genç Molla” takma adıyla “Rusya Müslümanları” başlığı altında yazılarına baslar. Bu makaleleri Tavrida* gazetesinde neşretmektedir. Ancak bu yazıları Rusça’dır. Daha sonra bu makaleler birleştirilerek kitap haline getirilmiştir.

8 Mayıs 1881 yılında Tonguç adlı ilk gazete denemesine girişmiş bundan sonra kısa fasılalarla Şafak, Kamer, Yıldız, Güneş ve en son 5 Ağustos 1882’de Mirat-ı Cedid adlarındaki gazetelerini ancak birer nüsha olarak yayımlamıştır. Kendi ifadesiyle bunlar gazetecilikte ilk denemeleri idi.

1883’de Tercüman gazetesini Türkçe ve Rusça olarak yayımlama müsaadesini aldı. İlk nüshasını 10 Nisan 1883 yılında yayımladı. Gazete­sini yayımlarken 1882 yılında evlendiği Zühre Hanım’ın büyük desteği olmuş 21 yıllık müşterek hayatlarında da bu durum manen ve maddeten devam etmiştir. 1903 yılında vefat eden hayat arkadaşı, Bağçe Saray Menglî Giray Türbesine yakın bir mahale defn edilecektir.

Tercüman gazetesinin ilk sayısı 320 adet satış yapmıştır. Merhale merhale bu miktarın artarak 20.000 aboneye ulaştığını bilmekteyiz. Kırım’dan başka Osmanlı ülkesinde, İran’da, Türkistan’da, Kazan’da, Sibirya’da ve Romanya’da devamlı okuyucuları vardır. Sade Türkçe ile yazdığı için yazıları Türk Dünyası’nın her yerinde anlaşılabilmektedir. Kendi ifadesiyle “Sönmüş kalpleri ne ile yandırmalı? Gaflet sahrasına serilip kalmış koca bir milleti ne ile ayağa turguzmalı?” sorularının cevabını bütün hayatı boyunca vermeğe çalışmıştır. Bunun için de Türk illeri arasında kültür birliğini güçlendirmek için ömrünü vakfedecektir. Tercüman gazetesinin “Dilde, fikirde, işte birlik” başlığı bu ideali en güzel şekilde ifade etmektedir. 1906 yılında 14 sayfalık ve 15 günde bir “Alem-i Nisvan” adlı dergiyi çıkardı. Derginin sahibi kendisi ve yazı işleri müdiresi kızı Şefika Hanım idi. Yine aynı yıl eğitim öğretimde kullanılmak üzere “Alem-i Sübyan”ı çıkarmıştır. Haftalık, 4 sayfadır. Yine aynı yıl, mîzâhî bir dergi olan – haftalık “Kah Kah Kah” adlı bir dergiyi yayın hayatına sokacaktır. 11 Eylül 1914’e kadar bu şekilde devam eden hayatı 63 yaşında sona erecektir. 12 Eylül günü Zincirli Medrese kabristanında hanımına yakın bir yere defn edilmiştir.

Vasiyeti icabı Tercüman yaşatılacaktır. Oğlu Rifat Beğ, aile adına babalarına vekâleten işi  yürütecektir. Yazarlardan Hasan Sabri Ayvaz has makaleleri yazacaktır. Ancak bu durum 10 Şubat 1918’e kadar devam etmiş ve bu tarihte gazete yeni hükümet tarafından kapatılmıştır.  1919 yılında matbaa,  General Denikin tarafından müsadere edilecektir.

Onun ölümü, bütün Türk illerinde çıkan yayım vasıtalarında hatıra yazılarıyla ve mevlidlerle yad edilmiştir. Türk  dünyasının her yerinde hatıra  yazılarıyla anılmış olması 31 yıllık  yayım hayatında muvaffak oluşunun bir delilidir.

Hususî Hayatı:

1851 yılında dünyaya gelen ve 1914 yılında vefat eden Gaspıralı İsmail, sadeliği severdi. Giydiği elbiseden tutunuz yediği yemeğe kadar sade ölçülerde olmuştur. Matbaadaki yazıhanesi bir hücreden ibarettir, Kahvesini burada içer, yemeğini burada yer, uykusunu burada uyur ve yazısını burada yazardı. Dizinin üzerine koyduğu sert bir levhanın üzerine kâğıt yerleştirir ve böyle yazardı. Sigara tiryakisi idi. Yazı yazarken üst üste sigara içerdi. Matbaa makinelerinin çalışması ona bir musiki ahengi gibi, mürekkep kokuları ise hayat veren iksir gibidir. Metin, medenî cesarete sahip, itidalini daima koruyan bir kimsedir. Çarşı ve pazar esnafı arasına katılır, buralarda onların ikramını kabul eder veya ikramda bulunurdu. Halkın her nevi bölümleri arasına girerek onlarla irtibatı kaybetmezdi, Hakiki ilim adamlarına hürmet ederdi. Yoğurt yemeği ve hamur işlerini çok severdi. Gece hayatına katiyen iltifat etmez erkenden uyurdu. Avrupa musikisine ilgi duymaz, fakat Türk musikisinin hayranı idi. Bilhassa “Aksağı Dolusu” denilen Timurlenk adına bestelenmiş olan marşı çok severdi, Bulunduğu düğün, dernek toplantılarında bu marşın çalınmasını isterdi. Bu bilgileri vefatından sonra çıkan 32 sayfalık hatıra albümünde Hasan Sabri Ayvaz nakletmektedir.

Diğer Yayımları:

Tercüman gazetesi yayım hayatında gelişme gösterdikten sonra Tercüman gazetesine ek olarak bir çok eser, roman, hikâye ve risaleler neşredecektir. Bunlardan bir kısmı 1900 yıllarından öncelere aittir. Büyük  bir kısmı ise 1900’lü yıllardan sonra olmuştur. 1900’den öncekiler arasında “Dâr’ür-Rahat Müslümanları”, dünyayı rahat içinde geçiren mücadeleden uzak kimseleri hicvettiği kitaptır. “Kadınlar Ülkesi”, “Arslan Kız”, “Gündoğdu” gibi roman ve hikâyeleri ise idealizmin işlendiği eserlerdir. Meselâ Gündoğdu romanındaki Danyal Beğ bizzat kendisidir. 1900 yılında “Türkistan Uleması” adlı eseri, Türkistan’da yetişmiş alimleri konu edinmiş ciddî bir eserdir. 1901 yılında yayınladığı kitaplar sırasiyle şunlardır:

Nasihat-ı Tıbbiye: Sade ölçüde tıp bilgilerini ihtiva eder ve herkese lâzım olan bir el kitabıdır.

Beden-i însan: Resimli olarak insan bedeni hakkında bilgi veren el kitabı.

Yunan Hükeması: Yunan filozoflarını tanıtan el kitabı.

Usul-i Edep: Bugünki görgü kitaplarının ilk  numunelerinden  birisi.

Memâlik-i İran: Bilindiği üzere Iran, Türkler’in bolca yaşadığı ve o tarihlerde Türkler’in idare ettiği bir ülkedir. Bu eser de resimlidir.

Meşhur Payitahtlar: Coğrafî ve ansiklopedik tarzda hazırlanmış resimli bir kitaptır.

Tashih-i Akaid-i İslâmiye: İslâmî bilgileri ihtiva eden ilmihal tarzında bir eserdir.

Zoraki Tabib: Osmanlı dairesinde de tercümeleri bulunan meşhur eser.

1902 yılındaki yayımları daha ziyade yeni usul üzere açılmış mekteplerde okutulmak üzere hazırlanmış kitaplardır.

8 çeşit mektep kitabı;

40 kadar fennî ve edebî risale: Bu kitaplar da mektep çocukları için hazırlanmış kitaplardır.

Ali Şîr Nevâî’nin Muhakemet’ül-Lügateyn adlı eserini,  Türkçe’nin değerini ortaya koymak üzere basmıştır.

1905 yılında Sultan Aziz’in vefatını sembolize eden “İki ‘Sarayda Bir Gece” adlı eserini basmıştır. 1906 yılında ise Seyit Abdullah Özenbaşlı’nın “Olacağa Çare Olmaz” adlı eserini, Osman Akçokraklı’nın “Hıkâyet-i Ninkecan Hanım Türbesi” adlı eserini ve Hasan Sabri Ayvaz’ın �Neden Bu Hale Kaldık” adlı kitaplarını matbaasında basacaktır. Ayrıca Türk Dunyası’nın bir çok bölgelerinde açılmış olan Cedîd Mekteplerine bol miktarda kitap bastığını bilmekteyiz.

Vasıfları:

Asker olmayı düşünürken, kaderin şartları onu mücadeleli bir hayata sürüklemiştir. Gaspıralı İsmail Beğ taşkın ruhlu bir yapıya sahip değildi. Fikirleri ve yazılarıyla en küçük fakat en müsbet işleri yapmağa çalışırdı. En son sözü en başta söyleyenlerden değildi. Söyleyeceklerini 35 yıllık mücadele hayatına ancak sığdırabilmiş ve söylemişti. Türk milletinin evvela bir uyanış dönemi geçireceğini, ancak daha sonra bütünlüğün hasıl olacağını, bu uyanışın merhale merhale gelişeceğini bilmekteydi. Yani hangi zaman dilimi içinde vazife gördüğünü bilenlerdendi. Bu vasfı dolayısiyle yazılarında daima temkinli olmuştur. 1905 inkılâbından sonra gençler kendisini bu tarzından dolayı tenkid etmişlerdir. Ancak kısa bir müddet sonra özür dilemek durumunda kalacaklardır, İsmail Gaspıralı’nın hiç bir yazısı mütearrız değildir. O’nun yazılarını düşmanları dahi dikkatlice okurlardı. Zira yazılarını, okuyanı düşünmeye sevk eden üslûpta kaleme alırdı. Bu bakımdan muhalifleri dahi, zaman zaman kendi düşüncelerinin ifrada vardığını anlarlardı. Bunun neticesi olarak da sansür komisyonları O’nu bu yazılarından dolayı durduramamışlardır. Bu münasebetle de Tercüman gazetesi uzun ömürlü olmuştur.

Yazılarındaki üslûpta zaman zaman sembolik tarzı seçerdi. Bu tarz herkes tarafından değil, meseleyi bilenlerce daha iyi anlaşılır. Bu üslubu anlamayan bazı insanlar “Babay acep niçün böyle yazmış” diyerek birbirlerine sorarlardı.

Kendisi yenilik ve gelişme taraftarı olduğu için o zamanki tabirle “cedîdçi” olarak kadîmci muhafazakârlar tarafından tenkid edilirdi. Bunlardan Kazanlı Gılman Kerimî, oğlu Fatih Kerîmî’nin Gaspıralı İsmail’in tesirine girdiğini öğrenince onu öldürmek üzere yola çıkar, Kırım’a gelince aralarında münakaşa başlar. Fakat Gılman Kerimî öldürmek üzere geldiği Gaspıralı’dan özür dileyerek geri dönecektir. Bu olay O’nun ikna kabiliyetinin ne kadar ileri olduğuna delildir. Kendisini tanımayanların, gıyabında dar ölçülerde tenkid ettiklerini fakat tanıdıktan sonra bunu terk ettiklerini biliyoruz.

Gaspıralı İsmail’i tenkid edenler arasında Rusya devletini fanatik hareket etmeye sevk eden Ilminski gibi ilim adamları da vardır. Fakat hayatı boyunca Ilminski, Gaspıralı İsmail’i bertaraf etmeğe muvaffak olamayacaktır.

1905 inkılâbından sonra   “devrimci”  düşünceye sahip olan  gençler tarafından da tenkid edilmiş ve bu tenkidler Kırımlılık adına yapılmıştı. Türklüğü  bütün  olarak görmek yerine  Kırımlılık onlar için yeterliydi Gaspıralı İsmail’in bunlara cevabı çok manâlıdır.   1909’da Rusyalı İslâm Talebe Cemiyeti’nin tertiplediği konferansta   yaptığı konuşmasında “Ben büyük değilim, fakat bahtiyarım. Benim bahtiyarlığım pek sevdiğim milletime ve müslüman kardeşlerime hizmet etmektedir. Bizden Rusya müslümanları veya muhtelif kabile namlarıyla değil Türk diye bahsediniz demektedir.

Yazılarında, yalnız Kırım�dan değil, bütün Türk illerinden muntazam haber verirdi. 20.000 civarında tirajı olan gazetesi bütün Türk dünyasında okunurdu. Zîrâ 1881’de Tonguç’ta şöyle demektedir. “Eserlerimizi mümkün olduğu kadar Lisan-ı Türkî ile yazıp arabî, farisî ve gayrı lügatlerden kaçarınız ki âlim olmagan adamlar dahi yazdığımızı okuyup anlasınlar.”. Bundan maksad, sade Türkçe ile yazılan yazıların bütün Türk illerinde anlaşılabileceği hususudur.

Şafak 1881 nüshasında ise “Kazanlılar kendi dillerine Çavuş, Morduva lügatleri karıştırmağa alışkındırlar. Halbuki alaca bulaca dil olmaz. Selâm kelâm oldukta Kak Pajivay** ne gerek, özünde akça oldukta gayriye minnet ne gerek. Lügat-i Türkî oldukta gayri lügate ne gerek” demektedir.

Yayın hayatı 35 yıl devam etmiş ve belki bir yılda verilebilecek bilgileri ve duyguları, o 35 yıla yaymıştır. Doğumunun 140. yılında hâlâ dipdiri yaşamaktadır. Bu durum O’nun büyüklüğünün ifadesi olsa gerektir. 77 yıl önce vefat eden bu Türk büyüğünü, anmak üzere Akmescid şehrinde bütün Türk illerinden gelen ilim ve fikir adamları ile birlikte toplanmamız dahi, onun büyüklüğünü ortaya koymaktadır. O, ruhlar âleminde bizden haberdâr ve mesut olmuştur.

* Tavrida, Grekler ve Latinler Kırım yarımadasına bu adı verirler.

** Rusça �Nasılsınız” demektir.

Bu yazı Makaleler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir